19/10/2006 - sana tabi bu zaman...
her şeye yeter vakit seni yaşamaktan hariç... bugün vakte inat erken kalktım her dakika daha kıymetli aşkınla doldurmak için göğsümü...bir nefes,bir nefes daha yakınım sana, gün doğmuş çoktan günbatımına... gözlerin gün rengi, tenin toprak kokuyor, enseni öpüp geçiyor rüzgar... güneş burda hep daha erken doğuyor ve senin arkandan batıyor... ateş kırmızı yuvarlak zamandan geçip her geceyi kana boyuyor,denizlere gökyüzüne kızıl kan çalıyor sırçasıyla... tahtının haşmeti dünyayı ikiye bölüyor hergün yarısı sende yarısı bende,ikimiz ancak tam bir gün... gecenin ayazı, ay etrafı katran karası, semada göz kırpan yıldızı, bir de gözyaşı gibi bir yaldızı bana veriyor... oysa günün parlak ışığı senin yüzüne vuruyor...
renkli renkli taşlar var gözbebeklerinde,sayılmayacak kadar çok ve bilinmedik renklerde... bir an bir bakışını bir an bir susuşunu dillendiriyor zihnimde... rüyamda serin bir el değiyor alnıma, gözlerime serin,sanki tüm sancısını almış gibi ellerin; gecelerimin...
sözler veriyoruz birbirimize tutulası sözler, tutulamayan sözler... anlatım bozukluğu varsa bu hayatta özneyi karıştıran; virgülü aramızdan çıkaralım tek bir özne olmaya...
|